Kastamonu ili

Kastamonu İli Batı Karadeniz Bölgesi’ nde, 35°48′ ve 42°00′ kuzey enlemleriyle, 32°43′ ve 34°37 ‘doğu boylamları arasında yer alır.

İl, doğudan Sinop’un Türkeli, Boyabat; güneydoğudan Çorum’un Kargı, İskilip, Bayat; güney ve güneybatıdan Çankırı’nın Yapraklı, İlgaz, Kurşunlu, Ovacık; batıdan Zonguldak’ın Kurucaşile, Ulus.Eflani, Safranbolu ve Karabucak ilçeleriyle kuzeyinden ise Karadeniz’le çevrilidir. Continue reading

KASTAMONU AKARSULARI VE VADİLERİ

AKARSULAR: Kastamonu il toprakları, Batı Karadeniz ve Kızılırmak havzaları olmak üzere iki ayrı su toplama havzasına bölünmüştür.

BATI KARADENİZ HAVZASI: İlin kuzey bölümü, yani Araç, Daday, Azdavay, Cide, İnebolu, Küre, Devrekani, Boz-kurt ve Çatalzeytin ilçeleri bu havzada yer almaktadır. Havzanın büyük bölümü genellikle nemli,ılıman iklimkuşağındadır.Kastamonu’nun Batı Karadeniz Havzasr içinde kalan önemli akarsuları ise Araç ve Devrekani çaylarıdır. Continue reading

karadeniz bölgesi gümüşhane bayburt

Gümüşhane, Karadeniz Bölgesi’nin, Doğu Karadeniz kesiminde merkezi denizden 1.400 m yükseklikte bulunan bir ildir.

38° 49′ile 40° 45 ‘doğu boylamları ve 39° 50′ile 40° 51′kuzey enlemleri arasında yer alan Gümüşhane; güneydoğu ve doğudan Erzurum’un Aşkale, Merkez ve ispir; kuzeydoğudan Rize’nin İkizdere; kuzeyden Trabzon’un Tonya, Maçka, Çaykara, Arsin, Araklı ve Sürmene: kuzeybatı ve batıdan Giresun’un Görele, Tirebolu ve Alucra; güneyden ise Erzincan’ın Refahiye, Merkez ve Çayırlı ilçeleriyle çevrelenmiş durumdadır. Continue reading

GÜMÜŞHANE TARİHİ

MERKEZ İLÇE: Yörede bilinen ilk yerleşmeler İlk Tunç Çağ’a tarihlenmektedir.

İÖ 2000′lerden başlayarak Asur Ticaret Kolonileri’nin etkisi altında kalan Gümüşhane, İÖ 1750′den Hitit İmparatorluğu’nun tarih sahnesinden silindiği İÖ 1200′e kadar, Azzi ülkesi diye adlandırılmaktaydı. Sonraları sırasıyla, Urartu ve Kimmer-İskit etki alanı içinde kaldı. İÖ 620′de, İskitler’le Urartular arasındaki savaşımlar, Urartular’ in zayıflamasına ve Medler’in Gümüşhane’yi ele geçirmesine yol açtı (İÖ 560). Daha sonra ise, Med egemenliğinin yerini, İÖ IV. yy’a değin bölgedeki varlığını sürdürecek olan Pers İmparatorluğu aldı.

İÖ 266-İÖ 64′te Pontos Krallığı yönetimi altına giren Gümüşhane, bu tarihten İS 395′e değin Roma’ya bağlı kaldı. 1204′te Trabzon Rum (Pontos) İmparatorluğu sınırları içinde yer alan Gümüşhane, Antik Dönem’de Argiropolis adını taşıyordu. 1461′ de Osmanlı yönetimine girdikten sonra Canca olarak da anıldı. Continue reading

BAYBURT GÜMÜŞHANE TARİHİ TURİSTİK YERLERİ

hart-yeralti-sehri

Gümüşhane ve çevresi, tarih öncesi dönemlerden beri yerleşim alanı olmuştur. Ancak arkeolojik araştırma ve kazılar bu dönemleri aydınlatıcı nitelikte değildir. Gümüşhane, Giresun ve Trabzon’u kapsayan bölge Hitit yazılı kaynaklarında, “Azzi-Hayaşa Ülkesi” adıyla geçmektedir (İö 1500).

Yörede îlk Tunç Çağ’dan çanak-çömlek parçalarına rastlanmıştır. Buluntular Bayburt çevresindeki (Yukarı Çoruh) höyüklerde yoğunlaşmaktadır. Bunların en önemlileri Söğütlü (Hindi) Köyü’nde Siptoros Höyüğü, Bayrampaşa (Hığnı) Köyü’nün batısındaki Evcikler Tepesi Höyüğü, Gökçe-dere (Pulur) Köyü’nde Pulur Höyüğü ve Balahor (Aksar) Höyüğü’dür. Ayrıca Şiran İlçesi’nde Karaköy ve Telme köyleri çevresinde de höyükler vardır. Bunlar birbirlerine yakın ve bir zincir oluşturacak biçimde dizilmiş küçük köy yerleşmeleridir. En büyük höyük Pulur Suyu kıyısında, Pulur Köyü ortasındadır. Burada Bizans-Roma, Frig, Hitit ve tarih öncesi dönemler izlenebilmektedir. Höyüğün en zengin katmanı tik Tunç Çağ’a tarihlenmektedir. Buluntular arasında Karaz türü, içi dışı parlak al ya da kara renkli, kabartma çizgilerle bezeli kaplar ilginçtir. Ayrıca İlk Tunç Çağ’dan Orta Anadolu türü çanak-çömlekler de vardır. En önemli buluntular pişmiş topraktan büyük bir mühür ve sacayağı parçasıdır. 10 3000′lere, ilk Tunç Çağ’a tarihlenen ve “Çeç mühürü” denilen buluntu, ekinleri damgalamak için kullanılmıştır. Astar boyalı, perdahlı mühürün yüzünde uçları aşağıya dönük T biçiminde bir motif vardır. Bu iki buluntu dönemin yaşamına ilişkin önemli belgelerdir.

MERKEZ İLÇE: Yunan kaynaklarında “Zaha, Zanka”, daha sonra Argyropolis, Canca, Eski Gümüşhane (Eskişehir) gibi adlarla bilinen kentin kuruluşuna ilişkin bilgiler kesin değildir. Kentin güneybatısında eski kentin kalıntıları bulunmaktadır. Yörede yaklaşık 35 kale kalıntısı vardır. Bunların Roma ya da Bizans dönemlerinde yapıldığı sanılmaktadır.

CANİCA (CANCA) KALESİ: Kaleye Vank Köyü’nden ya da Kale Deresi denilen vadiden gidilmektedir. Yunanlılar’ın “Palai Kastron” diye adlandırdıkları yapı, dağın yükseltisine uygun biçimde yapılmıştır. F.Cumont volkanik kayalar üstünde yükselen yapıyı dev bir şatoya benzetmektedir. Kale doğu-batı yönünde art arda üç bölümlüdür. Bu bölümler ayrıca yüksek bir duvarla desteklenmiştir. Kale içinde doğuda şapel ve gözcü kulesinin kalıntıları vardır. Dikdörtgen planlı şapelin üst örtüsü yıkılmıştır. Dışa taşkın yarım daire biçimindeki apsisinde ve duvarların iç yüzlerinde Hıristiyan azizlerinin freskleri vardır. Şapelin en geç XV. yy’da yapıldığı sanılmaktadır.

AKÇAKALE: Bağlarbaşı kesimindedir. Kale olarak anılırsa da kuzey dağlarının arasına sıkışmış, kare planlı küçük bir savunma yapısıdır. Köşeler yarım daire biçimindedir. Güneyde ayrıca bir destek duvarı vardır. Çok yıkıktır.

KOV KALESİ: Dağteke Köyü’ne giden yol üstündedir. Geçmişte çevresinde antik bir kent olduğu söylenmektedir. Düzgün bir planı olmayan kalenin sur duvarları köşeli, yuvarlak ve üçgen burçlarla desteklenmiştir. Duvarlar büyük ve düzgün taşlarla örülmüştür. Kapısı kuzeydoğudadır. Mazgallarla çevrili, dikdörtgen planlı iç mekân çok yıkıktır. Yüksek, engebeli bir tepeye yapılmış ilginç, güzel görünümlü bir kaledir.

KEÇİKALESİ: Kale Bucağı’na giden yol üstündedir. Kiepert’in haritasında Konâs olarak gösterilen yapıya, halk arasında Konânes ya da Koans da denilmektedir. Çok dik bir kayalığa yapılmıştır. Batı ve güneyden iki çıkış vardır. Güneyde dizi dizi duvar kalıntıları bulunmaktadır. Bunların kale eteğindeki yerleşmeyle ilişkili olduğu sanılmaktadır. Planı düzgün değildir. Sur duvarlarında burç işlevinde yuvarlak çıkıntılar vardır. Doğu ve batı yönünde yüksek ve güçlü kulelerle desteklenmiştir. Kalenin içinde dikdörtgen planlı, büyük beşik tonozla örtülü, penceresiz iki yapı bulunmaktadır. Bu yapıların kışla ya da zindan olduğu sanılmaktadır.

EDİRE (EDRE) KALESİ: Dörtkonak Köyü’ndedir. Kayalar üstünde yükselen ilginç görünüşlü bir yapıdır. Yol olmadığından kaleye ulaşılamamaktadır.

KODİL KALESİ: Dibekli Köyü’nün kuzeyinde dağlar arasındadır. İki dağ arasına açılmış girişin üstündeki yazıt yeri boştur. Kalenin yakınındaki kayalarda gözcü kuleleri, kale içinde düzgün tabanlı, duvarlarında nişler bulunan küçük bölmeler vardır. Yapının çevresinde taş basamaklar, yuvarlak bir yapı kalıntısı ve su deposu bulunmaktadır.

Burada değişik dönemlerden çanak-çömlekler, çini parçaları, cam gereçler, gözyaşı şişeleri, ikonalar, sikkeler ve takılar bulunmuştur.

HUTURA HAGİOS GEORGİOS MANASTIR KİLİSESİ: Hutura Köyü’ne giden yolun sağında, tepe üstünde manastır kalıntısı ve kilise vardır. XIV. yy’ın ilk yarısında Trabzon Prensi Aleksios Komnenos yaptırmıştır. Kilise 1509′da keşiş Ananias, 1624′te Georgios Stratilatis’çe onarılmıştır. Ayrıca Sultan II. Abdülhamid döneminde onarıldığını gösteren yazıtı vardır. Yunan haçı planında, kubbeyle örtülü bir yapıdır. Apsis önüne yerleştirilen birer payeyle doğu-batı yönüne uzama gösterir. Haç kollan beşik tonoz örtülüdür. Ana ve yan yüzler yarım sütunçelerle üç bölüme ayrılmış, bu bölümlere yuvarlak kemerli pencereler açılmıştır. Batı yönünde, ortada üstü kapalı sütunlu ana giriş vardır. Yapı, bitki (üzüm, kıvrık dal, palmiye), halat, ejder motifleriyle bezelidir. Pencere üstlerinde İsa’nın monogramları ve Hagios Georgios’un simgeleri işlenmiştir.

Yapının karşısındaki yamaçta 1832′de keşiş Serapheim’in yaptırdığı küçük bir kilise vardır.

PAVREZİ ŞAPELİ: Mescitli (Beşkilise) Köyü yakınında Pavrezi’dedir. Küçük boyutlarda, dikdörtgen planlı, tek nefli bir yapıdır. Apsisin beşik tonozunda 1405′te yapıldığını gösteren yazıtı vardır. İçten beşik tonoz, dıştan çift eğimli çatıyla örtülüdür. Yapı, iç duvarlarını süsleyen freskleriyle ünlüdür. Resimler al çerçeveli kare bölmeler biçimindedir. Bunlarda, meleklerin Meryem’e İsa’nın doğumunu muştuaması, İsa’nın doğuşu, havariler, İsa’nın çarmıha gerilişi, yas sahnesi ve kilise büyükleri canlandırılmıştır. Bunlar son dönem Bizans resminin başarılı örnekleridir. Gümüşhane ve çevresinde bu tür fresklerle süslü, küçük boyutlu, tek nefli, pek çok kilise bulunmaktadır. Yakın tarihte yapılmış bu yapılar arasında, Yeşildere (Hasara) Köyü’ndeki kilise, beş köşeli apsisiyle öbürlerinden ayrılmaktadır.

SÜLEYMANİYE CAMİSİ (ULU CAMI): Eski Gümüşhane’de, Süleymaniye Mahallesi’ndedir. Kanuni Sultan Süleyman’ın yaptırdığı cami, onarımlar yüzünden özgünlüğünü yitirmiştir. Selçuklu geleneğini sürdüren dikdörtgen planlı yapı, mihrap önüne dikey uzanan üç neft en oluşmaktadır. Kalın silindirik gövdeli minare sağlamdır. Petek bölümü güdük tutulmuştur. Geçmişte 6 ahşap direğin taşıdığı düz toprak dam değiştirilmiş, çatıyla örtülmüştür.Camiye bitişik medrese günümüze ulaşmamıştır.

KÜÇÜK CAMİ: Ulu Carrri’nin arkasında bahçeler içindedir. Yazıtsızdır. Yapımıyla ilgili bilgiler kesin değildir. XII.yy başlarında Danişmendliler’in yöreye gelişlerinden sonra yapıldığı sanılmaktadır. Yıkıktır, kare planlı, tek kubbelidir. Kare plandan 8 köşeli kasnağa yuvarlak kemerli tromplarla geçilmektedir. Yaklaşık 10 m yüksekliğindeki kubbe küçük taşlarla örülmüştür. Kapı ve pencereler yuvarlak kemerlidir. Sivri kemerli mihrap, gri renkte taştan yapılmıştır. Mihrap nişinin yarısına yakın bölümü alem motifi, onun üstü 4 dizi mukarnas, daha ûsiü de çiçek ve iki dizi mukarnas süslemelidir. Ahşap işçiliğinin güzel örneklerinden sayılan minberin nerede olduğu bilinmemektedir.

PİR AHMED TÜRBESİ: Gümüşhane-Erzurum yolu üstünde, Pir Ahmet Köyü’ndedir. 1550 tarihli yazıtı vardır. Kare planlı, iki katlı, taştan bir yapıdır. Alt katta mezar odası, beş basamakla çıkılan üst kattaysa namazgah vardır. Yapı içten tromplu kubbe, dıştan piramit biçimi taş çatıyla örtülüdür. Yuvarlak kemerli, alçak bir kapısı ve çok küçük bir penceresi vardır.

BABA ÇAĞIRGAN TÜRBESİ: Tekke Köyü’nde, anayol üstündedir. III. Murad’ in İran Seferi sırasında yapıldığı söylenmektedir. Ayrıca 1582 tarihli yazıtı vardır. Taştan, kare planlı bir yapıdır. İçten kubbeyle örtülüdür. Kubbeye geçiş tromplarla sağlanmıştır. Kubbe, dıştan piramit biçimi bir külahla gizlenmiştir. Batıda, sonradan eklenen dikdörtgen bir bölüm vardır.

ZİGANA KERVANSARAYI: Gümüşhane-Trabzon arasındaki Zigana Dağlan bölgesindedir. Yapımında Antik Zigana Köprüsü’nün taşlarının kullanıldığı sanılmaktadır. Dikdörtgen planlı yapı, 8 kalın payeyle üç nefe ayrılmıştır. Orta Nef daha geniştir. Payelerden ikisi ile destekledikleri sivri tonozlar ve yan duvarlar yer yer yıkılmıştır. Duvarlar düzgün, sarı taştan, beşik tonoz örtü, yassı tuğladandır. Yapı, Selçuklu sultan hanları planındadır. Ancak, tonoz örtünün yassı tuğladan yapılmış olması Osmanlı yapıtı olduğunu göstermektedir.

Sobran ve Tekke köylerindeki dikdörtgen planlı, payeli, yan mekânlı kalıntıların da geçmişte kervansaray yapıları olduğu sanılmaktadır. Gümüşhane Orta Asya ve Mezopotamya’dan gelen ve Karadeniz’e ulaşan ticaret yoluyla, Selçuklu menzil yolunun üstündedir. Bu yüzden çevrede pek çok han vardır. Yalnızca adları bilinebilen bu yapılar şunlardır: Hakaksa, İmera, Krom, Aezaharea, Gulat, Gabratonan, Tırnakeli, Hocamezarı, Hortokop. Osmanlı Dönemi’nin en büyük ve önemli hanları da şunlardır: Sulu Han, Bülbül Han, Mırdıkoğlu Han, İsrailoğlu Han, Yeni Han. Bunlardan yalnızca Sulu Han’ın çevre duvarları ayaktadır.

PAŞA HAMAMI: Yapım tarihi bilinmemektedir. Yalın, küçük boyutlarda bir yapıdır. Toprak altında ve oldukça yıkık durumdadır. Kare mekân kubbeyle örtülüdür. Kubbeye geçiş, tromplarla sağlanmıştır. Tromplardan ikisi ve kapı yıkıktır. Yapıda taş ve tuğla kullanılmıştır.

Eski Gümüşhane’de adları bilinmeyen dört hamam kalıntısı da vardır. Bunlar klasik Osmanlı hamamları planında haç biçimi dört eyvanlı yapılardır. Çaput Hamamı yıkıktır ve ahır olarak kullanılmaktadır. Üç eyvanlı, iki köşe hücreli klasik Osmanlı hamamları planındadır.

TOHUMOGLU KÖPRÜSÜ: Gümüşhane-Erzurum yolunda Tohumoğlu kesimindedir. Selçuklu Dönemi yapısı olduğu sanılmaktadır. İki gözlü, hafif sivri kemerli bir köprüdür. Küçük taşlardan yapılmıştır. Gözlerindeki küçük nişlerin çinilerle süslü olduğu söylenmektedir. Oldukça yıkıktır.

Çevrede ayrıca tek kemerli, kesme taştan Gümüşkaya (Kodilbahçe) Köprüsü, Kara Mustafa Paşa Deresi Köprüsü vardır.

BAYBURT İLÇESİ : Doğu Anadolu’nun en eski ve önemli kentlerindendir. Uzun süre Bizans împaratorluğu’nun sınır kenti olmuştur. Ayrıca Akkoyunlular’ın merkezi olması yönünden de önemlidir.

HART YERALTI KENTİ: Bayburt İlçesi’ne bağlı Aydıntepe (Hart) Bucağı’ndadır. Tünelle başlayan kalıntılar, bir yolun yanlarında dizilmiş karşılıklı mekânlar biçimindedir. Kemerli girişten, kare planlı odalara geçilmektedir. Tonoz örtülü odalar birbirine benzemektedir. Bu yol ve yanlarındaki mekânların 5 km boyunca uzandığı ve Arpalı (Niv) Köyü’nde son bulduğu söylenmektedir. Kayalardaki kazma izleri, hava delikleri ve odalarda görülen ateş izleri ilginçtir.Hart’ta bu yeraltı kentinin yanı sıra Geç Roma ve Erken Bizans dönemlerinden bir mezar bulunmuştur. Yeraltı kentinin de mezar kalıntısının da Hıristiyanlık’ın ilk yayılış yıllarından olabileceği düşünülmektedir.

KISANTA: Demirözü (Kısanta) Bucağı’ndadır. Çevrede Klasik Dönem’den olduğu sanılan yapı kalıntıları, sütunlar, büyük su kanalları vardır. Arkeolojik araştırma yapılmadığından bunlar yeterince değerlendirilmemektedir.

BAYBURT KALESİ: İlçenin kuzeyindedir. Yapımıyla ilgili bilgiler kesin değildir. Yerel prens ve krallıkların savaşımlarında rolü olan kalenin, İS 58′de varolduğu bilinmektedir. Roma, Ermeni, Bizans, Arap ve Komnenos egemenliklerinde kalan yapı, pek çok kez onarılmıştır. Bizans tarihçisi Procopius (Prokopius), Bayburt ve Areon kalelerinin Bizans imparatoru Justinianus döneminde yaptırıldığını bildirmektedir. Ancak, Justinianus zamanında kale önemli bir onarım geçirmiştir. Daha sonra Saltuklular Dönemi’nde başlatılan onarım, Erzurum Meliki Tuğrul Şah’ça bitirilmiştir 1200-1230). Kale duvarlarında bu onarımla yazıtlar vardır. Kale, XVI. yy’da Kanuni Sultan Süleyman ve III. Murad dönemlerinde de yeniden onarılmıştır.

Kimi kaynaklarda 5, kiminde de 6 köşeli olduğu bildirilen surlar, yarım daire, kare, _üçgen biçiminde burçlarla desteklenmiştir. Burç yükseklikleri 12-13 m, sur yükseklikleriyse yaklaşık 30 m’dir. Kalenin doğusunda “Demirkapı”, batısında “Nöbethane” diye adlandırılan iki kapısı vardır. J. Arnott Hamilton, kapı kemerinin bir yanında Arap ve Türk yazıtlarının, öbür yanında da büyük bir aslan kabartmasının bulunduğunu yazmaktadır. Bayburt Kalesi sağlam kalan Selçuklu ve Osmanlı yazıtlarıyla, dönemini aydınlatan önemli yapılardan biridir.

BAYBURT KALESİ KİLİSESİ: Bayburt Kalesi’nin doğusundadır. Yapımıyla ilgili bilgiler kesin değildir. Hamilton, ahşap çatıyla örtülü olduğunu ve bemasının (Bizans kilisesinde sunağın bulunduğu, halkın giremediği kutsal bölüm) bulunduğunu bildirmektedir. Çok yıkık olduğundan planı bilinememektedir. Trabzon-Erzurum yolunun güneyindeki Ayvasil Köyü Kilisesi’yle karşılaştırılarak XIII-XIV. yy’larda yapıldığı sanılmaktadır.

VARZAHAN-UĞRAK KİLİSELERİ: İlçenin yaklaşık 10 km kuzeybatısındadır. Çeşitli kaynaklar Ortaçağ’da burada Varzahan Kenti’nin bulunduğunu, kentte 200 kilise olduğunu bildirmektedir. Kilise sayısının gerçeği yansıtmadığı düşünülebilirse de, çevredeki kalıntılar kentin varlığını doğrulamaktadır. İlk kez A.H. Layard’ın ilgisini çeken kalıntılar, daha sonra H.F. Tozer, E. Warkworth, H.B. Lynch, W. Bachmann, J. Strzgowski, D. Winfield ve J. Wainwright’ ca incelenmiştir. Yalnızca kalıntıları günümüze ulaşan yapıların tarihlendirilmesi konusunda pek çok görüş vardır. Bu görüşler, X-XIII. yy’lar arasında değişmektedir.

Köye egemen bir tepeye yapılmış üç kilise, XII. yy mimarisinin güzel örnekleridir. Bu yapıları Bachmann ve Strzgowski incelemiş, sonuçlan fotoğraflarıyla yayınlamıştır.Bu üç kiliseden biri oktogon, öbürü Yunan haçı planındadır. Üçüncüsüyse çok yıkıktır.

Varzahan Oktogonu: Sekiz köşeli yapı sağlam durumdadır; yalnızca kuzeydoğu duvarı yıkılmıştır. Çevre duvarının doğu yüzündeki apsisin öne çıkmış yan duvarları, dört köşeli ayaklarla son bulur. Bunlar, sekiz köşeli 6 sütunla birlikte, çevre duvarının içinde bir koridor oluşturur (sütunlar çevre duvarından bağımsızdır). Yapıya kuzey, batı ve güneyden girilmektedir. Oktogonun köşe tromplarına oturan kubbeyle örtülü olduğu anlaşılmaktadır. Sütun başlıkları balık kılçığı motiflidir. Kilise, altın rengi kireç taşından özenli bir işçilikle yapılmıştır. Duvarların dış yüzündeki üç köşeli derin nişler, burmalı yarım sütunlarla süslenmiştir (Gotik üslup). İnce, uzun, yukarı doğru sivrilen mimarisi ve süslemesiyle Varzahan Oktogonu Ortaçağ Avrupası’ndaki yapı sanatını andırmaktadır. Yapıda ayrıca İran, Bizans ve Selçuklu etkisi görülmektedir. D. Winfield, J. Wainwright, H.B. Lynch, H.F. Tozer, Oktogon’un Ermeni yapısı olduğunu belirtirken, bu konuda ayrıntılı bir çalışma yapan J. Strzgowski, Ermeni yapı üslubundan çok ayrı özellikleri olduğu görüşündedir.

BAYBURT ULU CAMİ: Yeniden yaptırılmak üzere yıktırılmıştır. XIII. yy Selçuklu yapısı olduğu sanılmaktadır. Osmanlılar’ in son dönemlerinden beş yazıt yapımıyla ilgili bilgi vermemektedir. Dikdörtgen biçimindeki ana mekân, mihrap yönüne dikey sekiz kalın payeyi bağlayan geniş kemerlerle üç nefe bölünmüştür. Bu plan tipi, Selçuklulardan sonra Beylikler Dönemi’nde de uygulanmıştır. Orta nef, kubbeli kare bir mekânla son bulmaktadır.

Cami, pek çok onarım geçirmişse de ana planını koruyabilmiştir. Yapı, dıştan düz toprak damlıdır.

Dikdörtgen bordürlü mihrap, sivri kemerlidir. Daha önce çinilerle bezeli olduğu sanılan mihrabın yanlarında, sıva altında kandil motifi bulunmuştur. Yapının XIII. yy’dan olduğunu gösteren en önemli öğesi minaresidir. Minare, biçim ve süslemesiyle Danişmendli yapısı olan Sivas Ulu Camisi’ninkiyle büyük benzerlik göstermektedir. İki minarede de yalancı sivri kemerli nişler içinde çini süslemeler vardır. Bayburt’taki minare, köşeleri kesilmiş kare kaide ve sekiz köşeli tambur üzerinde silindirik gövdelidir. 1960 tarihli onarım yazıtı vardır.

YAKUTİYE MEDRESESİ: Günümüze ulaşmamıştır. XIV. yy başlarında, Olcayto Hüdabende döneminde, Hoca Yakut adına, ya da Hoca Yakut’ça yaptırılmıştır. Yazılı kaynaklardan yapının mimarisinin önemli olduğu anlaşılmaktadır. Kayıtlara göre medresenin büyük bir kitaplığı vardı.

MUSEVÎYE MEDRESESİ: Günümüze ulaşan bir yazıta göre Olcayto Hüdabende Mehmed döneminde, Fahreddin Emir Mahmud yaptırmıştı. Yazılı kaynaklardan Ulu Cami’nin yanında, mimari değeri olan, anıtsal görünüşlü önemli bir yapı olduğu öğrenilmektedir. 1927′de ancak bir yan duvarı görülebilen yapıdan günümüzde hiçbir iz kalmamıştır.

MAHMUDİYE MEDRESESİ: Olcayto Hüdabende Mehmed döneminde, Fahreddin Emir Mahmud’un yaptırdığı ikinci medresedir. Museviye Medresesi’nin yanındadır. A.Ş. Beygu, 1927′de bu yapıları incelediğinde yalnızca bir duvar saptayabilmiştir (Beygu, s. 245).

Bayburt’taki üç büyük medrese, kentin Ortaçağ’ın önemli kültür merkezlerinden biri olduğunu kanıtlamaktadır.

ŞEHİT OSMAN TÜRBELERİ: Şehit Osman Tepesi’nde bulunan iki türbedir.Saltukoğulları komutanlarından Mengüç Gazi’nin kardeşi Osman ve kız kardeşi için yaptırıldığı görüşü yaygındır. Yazıtı okunamamaktadır.

1 No.lu Türbe: Silindirik gövdeli, konik külahlıdır. Duvarlarda süs öğesi olarak küçük mazgal delikleri açılmıştır. Mihrabın yanlarında mukarnas süslemeli sütunçeler vardır. Giriş basamakları yıkıldığından, yüksekte kalan kapı mukarnas süslemeli niş içindedir. Yapı, mimarisine, süslemesine göre XIII. yy’atarihlendirilmektedir.

2 No.lu Türbe: Onarıldığı için 1 No.lu türbeden daha yeni görünüşlüdür. Öbür türbeden ayrı biçimdedir. Kare planlı ana mekân, tromplara oturan oval bir kubbeyle örtülüdür. Kesme taştan, yalın bir yapıdır. Pencere bordürlerinde şamdanı andıran motifler vardır. Bu mimari yapıda türbeler, XIII-XIV. yy’lar arasına tarihlendirilmektedir (Uslu,s.Sl).

KÜMBET: Cumhuriyet ilkokulu’nun yanındadır. Yörede, Ahiler’den Ahmed Zencani’nin türbesi olduğu görüşü yaygındır; ancak bu konuya ilişkin bilgiler kesin değildir. XIII-XIV. yy yapıtıdır. Yapı sekiz köşeli olup mezar odası kare planlıdır. Piramit biçimi çatısı yıkılmıştır. Mihrap nişinin yanlarındaki sütunçelerin gövde ve başlıkları, mihrap nişi geometrik ve bitkisel motiflerle bezenmiştir.

ANONİM KÜMBET (YANBAKSI KÜMBETİ): Bayburt-Demirözü yolu üstündedir. Yazıtı yoktur, mezar taşı okunamamaktadır. Yörede, Otlukbeli Savaşı’nda ölen Seyyid Kasım için yaptırıldığı görüşü yaygındır. Danişmend Köyü’ne yakın olan kümbet, Danişmend yapısı olabilecek özelliktedir .Kesme taştan, sekiz köşeli, basık kubbeli bir yapıdır. Köşeler üçgen ve istiridye motiflidir.

BENT HAMAMI: Çoruh Irmağı kıyısında, Bayburt Kalesi’nin güneydoğu eteğindedir. XVI. yy’dan, Akkoyunlu Hacı FerahşadBey vakfındandır. Dıştan onarılan yapı, içten özgünlüğünü korumaktadır. Klasik dört eyvanlı hamamlar planındadır. Soyunmalık, dört sütuna oturan ortası aydınlık fenerli kubbeyle örtülüdür. Ilıklık bölümü, uzun bir beşik tonozdan oluşmaktadır. Halvet bölümündeyse, ortada bir kubbe, dört yönde sivri beşik tonozlu eyvanlar, köşelerde kubbeli halvet odaları yer almaktadır. Merkezi kubbeye pandantiflerle, köşe kubbelerine Türk üçgenleriyle geçiş sağlanmıştır.

PAŞAOĞULLARI (KONDOLOTLAR) HAMAMI: Birkaç kez onarılan hamamın, ilk yapımıyla ilgili bilgiler kesin değildir. Sıcaklık bölümü, klasik haç biçimi dört eyvanlı hamamlar planındadır. Kubbeye geçiş pandantiflerle sağlanmıştır. Köşe odaları kubbeli tonoz, ılıklık beşik tonoz örtülüdür.

ALİ ŞİNGÂH (ŞENGÜL) HAMAMI: Şingâh Camisi’nin yakınındadır. Akkoyunlu yapısıdır, yalnızca sıcaklık bölümünün mukarnas dolgulu trompları ve bir köşe odası görülebilir. Klasik dört eyvanlı hamamlar planındadır.

MEYDAN (ÇARŞI) HAMAMI: Kadı Mahmud Çelebi vakfi olarak bilinmektedir. Merkezi planlı, yıldız biçimi 6 eyvanlı sıcaklık bölümü dışında özgünlüğünü yitirmiştir.

TAŞHAN (BEDESTEN) : Ulu Cami’nin yakınında, çarşı içindedir. Yangından sonra yazıtları yok olduğundan, ne zaman yaptırıldığı bilinmemektedir. Birbirinden ayrı üç bölümden oluşmaktadır. Ana mekân kare planlıdır. Orta payeden dört yöne uzanan sivri kemerlerle dört bölüme ayrılmış, her bölüm kubbelerle örtülmüştür. Ana mekânın batısındaki ikinci bölüm, dar dikdörtgen biçimindedir. Art arda dizilen kubbe ve tonozla örtülüdür. Yapıda taş ve tuğla kullanılmıştır. Giriş kapılarının tümü taş süslemelidir.

Bedestenin Yavuz Sultan Selim döneminde (XVI. yy’in ilk çeyreği) hapishane olarak kullanıldığı bilinmektedir. XVII .yy başında Bayburt’u gezen Evliya Çelebi yapıdan “gayet müzeyyen, zarif diye söz etmektedir.

KORGAN KÖPRÜSÜ: Bayburt İlçesi’ nin Balahor (Aksar) kesimindedir. İki gözlü, sivri kemerli bir yapıdır. Kesme taştan kemerler, korkuluk taşları ve kemer arası taşlar sağlamdır. Klasik biçimde Osmanlı Dönemi köprülerindendir.

Bayburt llçesi’nin Demirözü (Ksanta) Bucağı’na bağlı Pulur Köyü Akkoyunlu Dönemi’nin önemli merkezlerindendir. Akkoyunlular Sünür (Çayıryolu) ve Pulur (Gökçedere) köylerinde önemli yapıtlar bırakmışlardır.

PULUR (FERAHŞAD BEY) CAMİSİ: Pulur Köyü’nde bulunan yapı topluluğunun güneyydoğusunda, avlu içindedir. Caminin girişindeki yazıtta yapıyı 1517′de Akkoyunlu Korkmaz Bey’in oğlu Ferahşad Bey’in yaptırdığı bildirilmektedir, iki renk kesme taştan, özenle yapılmış bir yapıdır. Yalnızca minare tuğladan örülmüştür. Tek kubbeli camiler planındadır. Dış görünüşüyle Osmanlı camileri üslubundadır. Ancak kubbe ve :romplar çinko kaplanmış, kubbe eteğine ahşap saçakhk eklenerek özgün biçimi bozulmuştur.

Cami girişindeki son cemaat yeri, doğu ve batı yönünde ana yapıdan dışa taşmaktadır. Burası dört sütunla beş bölüme ayrılmış, ortadaki üç bölüm kubbe, yan bölümler beşik tonozla örtülmüştür.

PULUR MEDRESESİ (FERAHŞAD MEDRESESİ): Yapılar topluluğunun kuzeydoğu köşesindedir. XVI. yy başında camiyle birlikte yaptırıldığı, XVIII. yy sonlarında Akkoyunlu Süleyman Bey’in onarttığı sanılmaktadır. L biçimindeki yapı, beş bölümlüdür. Tümünün kapıları avluya açılmaktadır. Avluya açılan kapı ve pencere kemerleri Farsça yazıtlıdır. Odalarda nişlerle süslenmiş ocaklar ilginçtir. Yapı, düz toprak damlıdır.

PULUR (FERAHŞAD BEY) HAMAMI: Caminin batısındadır. XVI. yy başında camiyle birlikte yaptırıldığı sanılmaktadır. olduukça yıkıktır, ahır olarak kullanılmaktadır. Kalıntılardan tromplu kubbeyle örtülü soğukluk, kubbe ve beşik tonozla örtülü ılıklık ve yine kubbeyle örtülü halvet bölümlerinden oluştuğu anlaşılmaktadır.

Ferahşad Bey yapılar topluluğunun cami, medrese, han, hamam, imaret ve konuk evinden oluştuğu bilinmektedir. İmaret, konukevi ve han yapıları günümüze ulaşmamıştır. Medresenin arkasında, I492′de ölen Ferahşad Bey’in babası Korkmaz Bey’in türbesi vardı. I927′de Pulur’da inceleme yapan A.Ş. Beygu, “Korkmaz Bey’in kabri medresenin arkasındadır. Harap olmuş ve kiabesi yoktur,”demektedir.

YUKARI HINZEVREK CAMİSİ: Demirözü Bucağı’na bağlı Çatalçeşme Köyü’ndedir. Yapım tarihi kesinlikle bilinmemekte, Akkoyunlular Dönemi’nde yapıldığı sanılmaktadır. Son cemaat yeri eğimli bir çatıyla örtlüdür. Camiye bitişik minarenin kaidesi kesme taştan, silindirik gövdesi tuğladan yapılmıştır. Kare planlı ana mekânı örten kubbe yıkılmıştır. Kubbenin yerine dört ahşap ayağa oturan, ortası kırlangıç kubbeli, ahşap bir örtü yapılmıştır. Kırlangıç kubbe, yörede yaygın bir örtü biçimidir .Mihrap nişi mukarnas süslemelidir. Mihrap örtüsü bitkisel ve geometrik motiflerle bezenmiştir.

Akkoyunlular’ın Türkistan’dan gelerek yerleştikleri Sünür (Çayıryolu) Köyü’nde bu dönemden önemli yapılar bulunmaktadır.

KUTLUK BEY CAMİSİ: Çayıryolu Köyü’ndedir. XIV. yy’in ikinci yarısında Fahreddin Kutluk Bey yaptırmıştır. Kapı üstündeki yazıttan, l55O’de onartıldığı anlaşılmaktadır. Minarede de 1676/1677 tarihli yazıtı vardır. Yapı, açık bir avludan geçilen toprak damlı son cemaat yeri ve dört kalın ağaç direkle mihrap yönüne koşut üç nefe ayrılan ana mekândan oluşmaktadır. Yalın dış görünüşüne karşılık, içte ahşap gerecin değişik biçimlerde değerlendirildiği gözlemlenmektedir.

TÜRBE: Caminin 30 m doğusundadır. Yazıtında, Tur Ali Bey oğlu Kutluk Bey’in adı vardır. Kutluk Bey I389′da öldüğünden türbenin XIV. yy sonunda yaptırıldığı sanılmaktadır. Kesme taştan, sekiz köşeli bir yapıdır. Kubbesi yıkılmıştır. Duvarlarda, içten kemerli nişlerle devinim sağlanmıştır. Yarım daire biçimli mihrap, yuvarlak kemerlidir. A.Ş.Beygu, kubbenin çinilerle süslü olduğunu, camiyle türbe arasında revaklı medrese odalarının bulunduğunu bildirmektedir .

KELKİT İLÇESİ: Roma ve Bizans dönemlerinde önem kazanan yörede, antik Satala Kenti’nin kalıntıları vardır.

SATALA: İlçenin 17 km güneydoğusunda Sadak Köyü’ndedir. Yörede XV. Legio Apollinaris armalı tuğla parçaları bulunmasıyla, buranın antik Satala Kenti olduğu kesinleşmiştir. Bizans tarihçisi Procopius, kentin tepelerle çevrili ovada kurulduğunu, İmparator Justinianus’un surları onarttığını bildirmektedir. Satala Kenti, Roma Lejyon kampı çevresinde kurulup, gelişmiş ve İmparatorluk Dönemi’nde Latin kültür merkezi olmuştur.

Satala Kalesi: Pers saldırılarına karşı güçlendirilen yapı, dış ve iç kale bölümlerinden oluşmaktadır. Sadak Köyü’nü çevreleyen dış surların bir bölümü sağlamdır. İç kale, çevreye egemen bir tepeye yapılmıştır. Çevrede yapı ve burç kalıntıları vardır.Duvarlar düzgün dikdörtgen taşlarla örülmüş, aralarda tuğla dizileri kullanılmıştır.

Bu surların dışında, batıda bir başka kalenin izleri görülmektedir.

Satala Su Kemeri: Sadak Köyü’nün güneyindedir. Daha önce 47 gözlü olan su kemeri çok yıkıktır, ancak üç gözü günümüze ulaşmıştır. Yapının en geç VI. yy’dan olduğu sanılmaktadır. Köyün batısında tepe üstünde, düzgün kesme taştan su deposu ve su toplama havuzu bulunmaktadır. Yapılar, bir sur duvarıyla çevrelenmiştir.

Mezar Stelleri: Sadak Köyü’nün dışında, Cirit Tepesi’nde bulunan 32 stel bu alanın kentin nekropolü olduğunu göstermektedir. Bulunan yazıtların çoğu Latince’dir, Grekçe metinler azdır. Roma Dönemi’nden kalan mezar taşlarından birinde XVI. Lejyon bayraktarı Büyük Covitianus’un karısı Julia Maxia için yaptırıldığı yazılıdır. Ayrıca, Erken Bizans Dönemi’nden mezar taşlan bulunmuştur.

Kent çevresinde tiyatro, agora ve bir saraydan çeşitli yapı kalıntıları vardır. Bunlar arasında motifli tuğlalar, frizler, sütun başlıkları, motifli taşlar bulunmaktadır.

Ayrıca tüpler, çanak-çömlekler, kandiller, insan ve hayvan heykelcikleri, mühürler, sikkeler, yüzükler, pişmiş topraktan yazıtlar çıkarılmıştır. Buluntular, çoğunlukla Roma ve Erken Bizans dönemlerindendir.

Önemli buluntulardan biri, Tanrıça Artemis’in bronzdan büstüdür. British Museum’da bulunan büstün Artemis-Anaeitis kültüyle ilişkili olduğu sanılmaktadır. S. Reinach Recueil de Tetes Antiques adlı kitabında, yapıtın Eriza’daki (Erzincan) Anaeitis Tapınağı’ndan kaldığını ve Iö IV. yy’da yapıldığını bildirmektedir.

NİKE KABARTMASI: Sadak Köyü, Mantara yolu üstündeki sarımtırak renkli, küp biçimi taşa işlenmiştir. Oldukça bozuk olan kabartmada, yanlara açılmış kollar, saçlar ve giysi iyi durumdadır. Kabartmada Zafer Tanrıçası Nike, sol elinde palmetle savaş alanında gezinir biçimde anlatılmıştır. Yapıt canlı, ancak kaba üslubuyla olgun arkaik döneme (ÎÖ VI-V. yy) tarihlendirilebilir.

SADAK HAMAMI: Kare biçimli sıcaklık ve iki halvet hücresinden oluşan yapı, ahır olarak kullanılmaktadır. Sıcaklığı örten kubbe ve girişi sökülmüştür. Yapı Osmanlı Dönemi, kare sıcaklık çevresinde dizilen halvet hücreli hamamlar planındadır.

Ayrıca Sadak-Sökmen arasında Selçuklu ya da Omanlı yapısı olduğu sanılan bir kervansaray kalıntısı vardır. Yapı, Sadak’ tan geçtiği bilinen Erzurum-Tokat kervan yolu üstündedir.

ŞİRAN İLÇESİ: Erzurum Mahkeme Sicilleri’nden, ilçenin 200 yıllık bir geçmişi olduğu anlaşılmaktadır. Çevrede çok sayıda kaya kilisesi vardır.

ÇAKIRKAYA (KÂLUR) KAYA KİLİSESİ: Çakırkaya Köyü’ndedir. Kaya kütlesinin düzgün ve özenli bir işçilikle oyulmsıyla oluşturulmuştur. Doğu-batı yönünde, üç nefli bazilika planındadır. Ortada dört sütunun oluşturduğu kare mekân, kubbeli tonozla örtülüdür. Ana ve yan apsislerde görülen büyük nişler, süs niteliğindedir. Kilisenin batı duvarında bir dizi küçük niş açılmıştır. Öbür yan duvarlarda yalancı kemerlerle devinim sağlanmıştır. Kilise önünde odalar, bitişiğinde bir kaya şapeli vardır; yapımına ilişkin bir belge yoktur. Ancak planı ve mimari öğelerinin Trabzon kiliseleriyle benzerliği göz önüne alınarak XIV. yy’a tarihlendirilmektedir .

FİRDEVS HANIM TÜRBESİ: Çilhoroz Dağı üstündedir. Torullu Firdevs adlı bir kişi için yaptırılmış olan türbenin çevre duvarları ve yazıtından parçalar görülebilir. Sekiz köşeli, piramit biçimi külahlı türbeler planındadır.

TORUL İLÇESİ: Geçmişte Ardasa (Aradese) adıyla bilinen ilçede Cenevizliler Dönemi’nde yapılmış kaleler ve haberleşme kuleleri vardır.

TORUL AVLİYANA (GÜMÜŞTUĞ) KALESİ: İlçeye 30 km uzaklıkta Gümüştuğ Köyü’ndedir. Irmağın her iki yakasındaki kalıntılarda Bizans Dönemi’nden silahlar, “Konstantînata” basımlı sikkeler bulunmuştur. Sol kıyıda bulunan kalede, 1,5 m yükseklikte, biçimlendirilmiş beş sütunun, bir tapınağın kalıntıları olduğu sanılmaktadır.

TORUL (ARDASA) KALESİ: İlçe merkezindedir. Yapımıyla ilgili bilgiler kesin değildir. Kalenin Trabzon Komnenosları zamanında “Kavasite Beyleri”nce kullanıldığı bilinmektedir. Lynch ve Cumont, pas rengi taş ve kireç harcıyla yapılan kalenin Ortaçağ’dan kaldığını belirtmektedir. Ardasa Kalesi’nin, Uzun Hasan’ın ölümünden sonra Fatih Sultan Mehmed’ce alındığı bilinmektedir. Sur duvarlarının bir bölümü ayaktadır.

PANAGHİA (MERYEM ANA) MANASTIR KİLİSESİ: Büyük Çit (Çit-i kebir) Vadisi’ndedir. Yüksek duvarlarla çevrili avlu ve kilise kalıntısı görülebilir. Khaldea Metropolitliği’ne bağlı 7 kiliseden biridir. Kilise’yi ilk kez 890 (bir başka kaynakta da 900) yılında üç keşişin kurduğu bilinmektedir. Daha sonra Trabzon Komnenosları Dönemi’nde ve XIX. yy’da onarılmıştır. Yapı, ortada merkezi kubbe, köşelerde birer küçük kubbeli tonozla örtülü, Yunan haçı planındadır. Plan, Yunan haçıyla üç nefli bir bazilikanın karışımı gibidir. Daire biçimi üç apsisi vardır. Ana mekânı örten kubbe, Trabzon Ayasofya Kilisesi’ninkine benzemektedir. Duvarlar yalancı kemerlerle üç bölüme ayrılmış, kemer ortalarına büyük birer pencere açılmıştır.

Kilisenin kuzeydoğu köşesindeki şapel, dikdörtgen planlıdır. Yuvarlak apsisi ve üst örtüsü yıkılmıştır; yalnızca yan duvarlar görülebilir. Apsis nişinde Bizans Dönemi’nden freskler vardır.

BAYBURT GÜMÜŞHANE GEZİLECEK YERLER MEKANLAR

GÜMÜŞHANE DOĞAL GÜZELLİKLER

İlde, özellikle, Merkez İlçe ve Torul il çesi’nin yerleşim alanı olan Harşit Vadisi’ nde, zengin bitki örtüsü ve üzerindeki meyve bahçeleriyle görülmeye değer doğal güzellikler vardır.

gumushane-bayburt

Torul’da Artabel Deresi’nin yukarı kesimlerinde, Tavsun Ormanları’nın içinde buzul dönemi kalıntısı beş göl bulunmaktadır. Continue reading

Giresunun tarihi turistik yerleri yapıları

giresun-kale

Giresun ve çevresinde arkeolojik araştırma yapılmadığından, tarih öncesi dönemle ilgili bilgiler yetersizdir. Hitit kaynaklarında Giresun, Gümüşhane ve Trabzon’u kapsayan bölge, Azzi ülkesi olarak anılmaktadır. IÖ XII. yy’da da Muşkiler, Temiskra (Terme Çayı) ile Moskike Dağları (Rize’nin doğusu) arasındaki bölgeye yerleştiler, lö VII. yy’da bölgede Miletoslular’ca kurulan kolonilerin en önemlilerinden biri Kerasus’ tu (Giresun). Ancak, bu dönemlere ilişkin kalıntı yoktur. Continue reading

GİRESUNUN DOĞAL GÜZELLİKLERİ GEZİLECEK YERLER

giresun-kalesi

Giresun, doğal güzellikleri bakımından Karadeniz Bölgesi’nin önemli merkezlerinden biridir. Ayrıca, ilin Karadeniz’e olan kıyıları, Giresun’un önemini bir kat daha artırmaktadır.

GİRESUN MESİRE YERLERİ: Giresun’un zengin orman dokusu, özellikle, orman içi dinlenme yerlerinin düzenlenmesine olanak vermiştir. Bunun dışında ildeki birçok tarihsel yapıt ve fındıklıklar da, mesire yeri olarak kullanılmaktadır. Continue reading

giresun

giresun yayla,giresun yaylalarıAntik çağdaki adı Cerasos olan kentin adını o dönemde sadece o bölgede yetişen bir tür kirazdan almıştır.Komşularına gelince Trabzon Gümüşhane Ordu Sivas ve Erzincan .
Giresunda gezilip görülecek yerler
Giresun Kalesi : Kentin kuzeyindeki yarımadanın kente hakim durumdaki tepesi üzerinde bulunmaktadır.Kalenin bugün ayakta olan kısımları merkez kule ve ona bağlı güneydeki Continue reading

karadeniz bölgesi turistik yerleri

 Bolu

Yedigöller Milli parkı
Abant gölü tabiat parkı
Kartalkaya
Çeletepesi
Gölköy Barajı
Aladağ Göleti
Esentepe Dağları
Seben Dağları

Düzce

Konuralp müzesi
Efteni Gölü
Samandere Şelalesi Continue reading